|Ana Sayfa | Ulaşım | Konaklama | Yeme İçme | Gezi Tur | Galeri | Video | İletişim |


  » Kale

  » Fatih Camii

  » Tavşan Adası

  » Müze

  » Hamamlar

  » Horhor Deresi

  » Boztepe

  » Çekiciler Çarşısı

  » Sahil ve Plajlar

  » Amatör Balıkçılık

  » Bedesten

  » Kilise

  » Yürüyüş Yolu

  » Kuşkayası Yol Anıtı

  » Mendirek

               YÖRESEL  :

  » Mani ve Türküler

  » Bartın Şivesi (Ağzı)

  » Kız İsteme

  » Nişan ve Düğünler

  » Asker Gönderme

  » Masal ve Efsaneler

  » Bilmeceler

  » Oyunlar

  » Tel Kırma-sarma

  » İmeceler

  » Giysiler

  » Tarihi Evler

  » Bayramlar

  » Yöre Yemekleri

  » Denizciler Bayramı
  » Şehitlerimiz
  » Linkler

Amasra Bartın yöresindeki çocuk oyunları

Yöremizde şu anda oyun formatı değişmiş ve çocukların çoğunun ilgi alanları internet kafe ve bilgisayara kaymış isede sokakta oynanan oyunların yeri başkadır.
         

1-Goç (Misket)

Benim çocukluğumda en çok oynadığımız oyun –bizim yöresel olarak “goç” dediğimiz- misket oyunuydu. Bu oyunun birkaç şekli vardı ama biz en çok şu şekilde oynardık: “Ortaya bir üçgen, birkaç metre uzağına da bir çizgi çekerdik. Bu çizgi atışın yapılacağı sınırı belirtirdi. Sonra herkes ortaya eşit miktarda goç koyardı. Birinci kimin oynayacağını belirlemek için çizdiğimiz çizgiye doğru goçlarımızı atardık. Çizgiye en yakın goçun sahibi ilk oynamaya hak kazanırdı. Sıralama çizgiye olan uzaklığa göre yapılırdı. Sonra sırayla üçgenin içindeki goçları çıkartmaya çalışırdık. Bu oyunun; çeşmumdirek, mumdirek, çelçüp, elime goyva, çerçöp, kafalık, fit, pata, tavuk götü, parçası benden, gibi kendine has terimleri de vardı.”

aaa

2-Saklambacılık(Saklambaç)

Herkesin bildiği oyun. Bizim yörede de herhalde pek değişikliğe uğramamıştır. Bir kişi ebe olup yumar, diğer kişiler saklanır. Ebe, sayımını bitirdikten sonra “sağım solum sobe, saklanmayan ebe” gibi sözler söyler ve böylelikle saklanmayıp da etrafında ebelemeye hazır bulunan kişileri uyarırdı. Saklanan kişiler, ebe onları ararken aniden yerlerinden fırlayıp yumma yerine doğru koşarlar ve “ebe, ebe” diye bağırarak galibiyetlerini kutlarlardı. Bunun yanında ebe, saklanan kişiyi teşhis ettiği anda ismini söyleyip onu teşhir eder ve böylece o kişiyi oyundan çıkartmış olurdu. Bu teşhisin yanlış olduğu zamanlarda da yuman kişiler “kazan çömlek patladı, kazan çömlek patladı” diye bağırırlardı. Bu söz ebenin tekrar yumması gerektiği anlamına gelirdi.
Aslına bakarsanýz biz bu oyunu pek oynamazdık. Sanki daha çok kız oyunuymuş gibi algılardık veya çevremizdekiler bu oyunu oynayanlara farklı gözlerle baktıklarından biz de oynamaya çekinirdik.

3-Uzuneşek

Sadece erkeklere özel bir oyundu uzuneşek. Bir kişi direk olur ve duvara, ağaca veya onun gibi sabit bir şeye yaslanırdı. Ebe olan takım, direk olan kişinin bacak arasına kafasını koyar ve –tabiri caizse- tren gibi dizilirdi. Diğer takım da üzerlerine atlayarak bunları çökertmeye çalışırdı. Ebe olan takım çökerse tekrar ebe olur ve yatardı. Çökmezlerse, üstteki takımdan birisi “çattı pattı kaç attı?” diye sorar ve eliyle de “tek – çift” şeklinde parmaklarını gösterirdi. Ebe olan takım tek ya da çift olduğunu bilirse ya da üstteki takımdan birisi yere düşer veya ayağı yere değerse atlama sırası diğer takıma geçerdi.

4-Gılıççılık(Kılınç Oyunu)

Çok basit bir oyundu bu. Etrafımızdaki ağaçların dallarından kendimize gılıç yapar ve birbirimize doğru sallardık. Tabi ağzımızla ses çıkartmayı da ihmal etmezdik. Gılıççılık büyüklerimizin en nefret ettiği oyunlardan birisiydi çünkü sonunda mutlaka birilerinin canı yanardı.

5-Çember Çevirme

Bir tane çember ve çemberin arkasına iliştirince onu yürütebilecek şekilde bir tel parçası ile oynanırdı. Aslına bakarsan buna çembere binme derdik kendi aramızda. Öyle ki biz çemberi çevirip arkasından koşmuyoruz da sanki çember bizi üzerinde taşıyormuş gibi gelirdi bize. O kadar zevkliydi ki akşama kadar çembere bindiğimiz olurdu.

6-Evcilik

Bildiğimiz evcilik işte. Erkekler baba ya da polis, kızlar da anne ya da hemşire olurdu. Annelere çaktırmadan evden aşırılan çay tabaklarında yol kenarından yolduğumuz otlar ıspanak haline gelirdi hayal gücüyle birleşince. Ben çok oynamadım bu oyunu.

7-Cüngüldeş-Cöngeles-(Çelik Çomak)

Asıl adı, herkesçe bilinen haliyle çelik çomaktır bu oyunun. Biz köyde cüngüldeş derdik. Amasra’da çelik çomak diye bilinirdi. Bu oyundaki amaç çelik denilen küçük parçayı, diğer parça olan çomak ile olabildiğince çok sektirmek ve en uzağa atmaya çalışmaktı.

8-Deve Güreşi

Yazları denizde oynadığımız bir oyundu deve güreşi. Bir arkadaşın omzuna çıkar ve diğer arkadaşla elleri birleştirip birbirimizi düşürmeye çalışırdık iteleye kakalaya. Tek amaç diğer ikiliyi suya düşürmekti.

9-Altogga(Altıokka)

Yine yazları plajda, denizden çıkınca üşür ve kafalarımız birbirine bakacak şekilde daire olarak yüzüstü kuma yatardık. Tam kafalarımızın önüne ortaya küçük bir tepe şeklinde kum yığardık. Kumun tepesine de bir tane çubuk dikerdik. Herkes kendi önündeki kumu ufak ufak eşelemeye başlardı ve :“çektim çektim Muhammet, Muhammet’in gülleri, kırmızı kırmızı açılmış, gökten rahmet saçılmış” tekerlemesini söylerdik. Tekerlemenin sonunda armuzumu aldım diyerek çubuğu düşürmeme çabasıyla alabildiğimiz kadar kumu kollarımızı açarak kendimize doğru çekerdik. Bu sırada çubuk mutlaka birisinin önüne düşerdi. Çubuk kimin önüne düşerse hep birlikte onu kollarından ve bacaklarından tutup altogga yaparak denize atardık.

10-Alt mı? Üst mü?

Artistli Zambo çikletleri vardı eskiden, içinden futbolcu veya sinema oyuncularının resimlerinin çıktığı. Hepsinde birer numara olan bu resimli kartlar bizim için bir oyun aracıydı. Bu kartları iyice kardıktan sonra hangi kart olduğunu tanımayacağımız şekilde iki elimizle altını üstünü kapatırdık ve karşımızdaki oyuncuya alt mı üst mü diye sorardık. Karşıdaki oyuncu kendi isteğine göre sayısını belirlediği kadar kartı elinde tutup oyuna girerdi ve üst ya da alt diyerek seçimini yapardı. Numaraların büyüklüğüne göre alt ve üst olma belirlenir ve kazanan kişi kaybedenden basılan kadar kart alırdı. Laf aramızda bu oyunu oynayan arkadaşlarımdan çoğu sonradan kumara başladılar.

11-Ebecilik

Bu oyunda tek kural birbirine değmek olduğundan bir süre sonra bu değmeler kimin daha sert yumruk atabildiğinin ölçüldüğü bir sınav haline gelirdi.

12-Arabacılık

Müzenin arka tarafındaki eski şantiye girişinde Fransızların bıraktığı eski arabaların içinde oynardık bu oyunu. Her arabanın içine girmek mümkün olmazdı ama girebildiğimiz zaman akşama kadar bu oyunu oynardık.

13-Gemi Yüzdürmece

Kaynağını Bedesten tarafındaki dağdan alan Horhor deresinin üzerinde, kâğıttan yaptığımız bir gemi ya da hayalimizde gemi diye düşündüğümüz bir ağaç parçasını yüzdürme esasına dayanırdı bu oyun.

14-Körebe

Kız oyunu diye kabul ettiğimiz bir oyun daha. Bir ebe seçilip gözleri bağlanırdı. Diğer kişiler çember olurlardı. Ebe olan kişi kendi etrafında iyice döndürülür ve bırakılırdı. Gözleri bağlı haldeyken eliyle dokunarak karşısındaki kişinin kim olduğunu tahmin ederdi. Bildiği taktirde ebe olma sırası o kişiye geçer, bilemezse ebe olan kişi ebe olmaya devam ederdi.

15-Yarışmacılık

Yöremizin yapısı gereği oynamanın mümkün olduğu ve kendi ürettiğimiz bir oyundur yarış. Bu yarış mendireğin (dalgakıran) bir ucundan diğer ucuna yapılırdı ve düz zeminde değil, arka tarafa denizin içine düzensiz şekilde atılmış taşların üzerinde yapılırdı. Potansiyel tehlikeyi bilselerdi herhalde büyüklerimiz bize bu oyunu oynatmazlardı.

16-Dokuz Taş

Üst üste dizilmiş dokuztaşın karşısına geçilir ve bezden yapılmış olan bir top taşlara doğru atılırdı. Tüm taşlar yıkılırsa sıra yine atan kişide olurdu. Ancak yıkılmazsa taşların başında duran kişi düşen taşları, topu atan kişi tekrar harekete geçmeden dizmeye çalışırdı. Dizimi tamamlarsa atma sırası o kişiye geçerdi. Tamamlayamazsa sıra yine topu atan kişi de olurdu.

 

 

 

2008 © Copyright by amastris® Tüm Hakları saklıdır